Erkekler Strateji Kurarken, Kadınlar İlişkileri mi Yönetiyor? Biraz Dikkat!
Bu konuya toplumsal açıdan bakarken sık yapılan bir hata da erkekleri yalnızca “çözüm üreten”, kadınları ise yalnızca “duygusal destek veren” karakterler olarak göstermektir.
Bu kadar basit değil.
Hz. Hatice’nin rolü bunun güzel örneklerinden biridir.
İlk vahiyden sonra Hz. Muhammed’in yaşadığı sarsıntıda Hz. Hatice’nin onu desteklemesi, olayın anlamını değerlendirmesi ve onu Varaka b. Nevfel’e götürmesi, duygusal zekâ ile pratik karar verme becerisinin birbirinin alternatifi olmadığını gösterir. Diyanet’in “Hadislerle İslâm” çalışmasında da Hz. Hatice’nin ilk vahiy sonrasında Varaka’ya başvurduğu aktarılır. Diyanet Hadislerle İslam
Burada kadınların “empatik”, erkeklerin “stratejik” olduğu gibi basmakalıp bir denklem kurmak yerine daha güzel bir şey görebiliriz:
İnsanların güçlü olduğu alanlar cinsiyetten ziyade karakter, tecrübe, eğitim, sorumluluk ve kişilikle şekillenebilir.
Hz. Hatice hem duygusal destek sağlayan hem de gerektiğinde çözüm üreten bir figürdür.
Hz. Muhammed ise toplumdaki sorunları yalnızca “teknik bir problem” olarak görmeyen, insan davranışlarını ve ahlaki sonuçları önemseyen bir kişilik olarak karşımıza çıkar.
Yani mesele “erkek böyle, kadın şöyle” değil.
Mesele, farklı insanların aynı kriz karşısında farklı yeteneklerini ortaya koyabilmesi.
Bugün bir ekip çalışmasında da aynı şey geçerli. Birisi “Planı çıkaralım” der, diğeri “Önce herkesin ne hissettiğini anlayalım” der. Üçüncü kişi “İkisini de yapmadan toplantı bitmez” diyebilir.
Varaka b. Nevfel: Konunun İlginç Halkalarından Biri
Hz. Hatice’nin Hz. Muhammed’i ilk vahiyden sonra götürdüğü Varaka b. Nevfel de bu konu açısından dikkat çekicidir.
İslam öncesi dönemde tek Allah inancını arayan kişiler arasında adı geçen Varaka’nın Hristiyanlıkla da ilişkisi olduğu ve İbranice bildiği aktarılır. İlk vahyin ardından Hz. Muhammed’in yaşadıklarını dinlediğinde bunun vahiy olabileceğini ifade etmiştir. Diyanet Hadislerle İslam
Burada yine önemli bir ayrım ortaya çıkıyor.
“Hanîf” kavramı ile “Hristiyanlık” kavramını birbirinin yerine koymamak gerekir.
İslamî kaynaklarda Hanîfler genellikle Yahudilik ve Hristiyanlığın dışında, Hz. İbrahim’in tevhid inancını arayan kişiler olarak anlatılır. Ancak bazı kişilerin farklı dinî çevrelerle temas kurması veya sonrasında farklı inançlara yönelmesi mümkündür.
İslam öncesi Arabistan, modern bir apartman yönetimi kadar düzenli değildi. İnsanlar seyahat ediyor, farklı kültürlerle karşılaşıyor, din adamlarıyla konuşuyor ve çeşitli inançları tartışıyordu.
Dolayısıyla dönemi tek renkli bir tabloya çevirmek doğru olmaz.
“Hz. Muhammed O Zaman Müslümandı” Demek Doğru mu?
Bu soruya cevap verirken “İslam” kelimesinin hangi anlamda kullanıldığı belirleyicidir.
Eğer “Hz. Muhammed, kendi peygamberliğiyle başlayan son ümmetin dinî hükümlerini daha vahiy gelmeden uyguluyordu” anlamında soruyorsak, böyle söylemek doğru olmaz.
Fakat “Allah’a teslimiyet, tevhid ve Hz. İbrahim’in inanç çizgisi” anlamında kullanılıyorsa, İslamî düşüncede peygamberlerin ortak tevhid çizgisiyle bağlantı kurulabilir.
Nitekim TDV kaynaklarında Hanîfliğin, peygamberlerin tebliğlerinde ortak olan tevhid esaslarıyla ilişkili olduğu ve Hz. Muhammed’in tebliğ ettiği İslam’ın bu çizgiyi devam ettirdiği açıklanır. İslam Ansiklopedisi+1
Bu yüzden “İslam’dan önce hangi dine inanıyordu?” sorusuna verilecek en sağlıklı kısa cevap:
“İslamî kaynaklara göre Hz. Muhammed putperest değildi; peygamberlikten önce Hz. İbrahim’in tevhid inancına, yani Hanîf çizgisine yakın bir hayat sürüyordu. Ancak bunu bugünkü anlamıyla ayrı ve kurumsal bir ‘Hanîf dini’ şeklinde düşünmemek gerekir.”
Peki Bu Konu Neden Bugün Hâlâ Önemli?
Bence asıl ilginç taraf burada başlıyor.
Çünkü Hz. Muhammed’in peygamberlikten önceki hayatını düşündüğümüzde yalnızca geçmişte kalmış bir din tarihini konuşmuyoruz.
Şunu da soruyoruz:
İnsan yanlış gördüğü bir alışkanlığı toplumun tamamı yapıyor diye benimsemek zorunda mıdır?
Bir başka soru:
Çevremizde herkes aynı şeyi düşünürken kendi vicdanımızın sesini ne kadar dinleyebiliyoruz?
Bir diğeri:
Bir inanç veya düşünceyi gerçekten anlamak için onun tarihî şartlarını bilmek ne kadar önemli?
Hz. Muhammed’in peygamberlik öncesindeki hayatı, İslamî anlatıda tevhid, ahlak, güvenilirlik, adalet ve tefekkür kavramlarıyla birlikte düşünülür.
Onun toplumdan tamamen kopmuş bir insan olduğunu söylemek de doğru olmaz. Ticaret yaptı, insanlarla ilişkiler kurdu, aile hayatı yaşadı, toplumun içinde bulundu. Fakat aynı zamanda dönemin putperest uygulamalarından uzak durduğu ve tefekküre yöneldiği aktarılır. İslam Ansiklopedisi
Bu, aslında oldukça dengeli bir insan profili ortaya çıkarıyor:
Ne dünyadan tamamen elini eteğini çekmiş biri…
Ne de toplum ne yapıyorsa onu sorgulamadan yapan biri.
Sonuç: “Dini Neydi?” Sorusunun Cevabı Tek Kelimeden Biraz Daha Uzun
Hz. Muhammed’in (s.a.v.) peygamberlikten önceki dinî hayatını anlamanın anahtarı Hanîf ve tevhid kavramlarında bulunuyor.
İslamî kaynaklara göre o, putlara tapmamış; Hz. İbrahim’in Allah’ın birliğine dayalı inancıyla uyumlu bir çizgide yaşamış ve peygamberlikten önce özellikle tefekkür ve inzivaya önem vermiştir. Bununla birlikte “Hanîf” kavramını günümüzdeki mezhep veya kurumsal din anlayışıyla birebir özdeşleştirmek doğru değildir. İslam Ansiklopedisi+1
Belki de bu konunun en güzel tarafı şu:
Bir insanın hakikati arayışını anlamak için sadece “Hangi etiketi taşıyordu?” diye sormak yetmiyor.
Bazen daha önemli soru şudur:
“Neye inanmayı reddetti ve neyi bulmaya çalıştı?”
Hz. Muhammed’in peygamberlik öncesi hayatı açısından bakıldığında bu soru bizi doğrudan tevhid, ahlak ve hakikat arayışının merkezine götürüyor.
Ve açıkçası tarih boyunca insanlığın en zor sorularından biri de hâlâ aynı:
Herkes bir yöne giderken, insan doğru olduğuna inandığı yönü nasıl bulur?
Bu konuya toplumsal açıdan bakarken sık yapılan bir hata da erkekleri yalnızca “çözüm üreten”, kadınları ise yalnızca “duygusal destek veren” karakterler olarak göstermektir.
Bu kadar basit değil.
Hz. Hatice’nin rolü bunun güzel örneklerinden biridir.
İlk vahiyden sonra Hz. Muhammed’in yaşadığı sarsıntıda Hz. Hatice’nin onu desteklemesi, olayın anlamını değerlendirmesi ve onu Varaka b. Nevfel’e götürmesi, duygusal zekâ ile pratik karar verme becerisinin birbirinin alternatifi olmadığını gösterir. Diyanet’in “Hadislerle İslâm” çalışmasında da Hz. Hatice’nin ilk vahiy sonrasında Varaka’ya başvurduğu aktarılır. Diyanet Hadislerle İslam
Burada kadınların “empatik”, erkeklerin “stratejik” olduğu gibi basmakalıp bir denklem kurmak yerine daha güzel bir şey görebiliriz:
İnsanların güçlü olduğu alanlar cinsiyetten ziyade karakter, tecrübe, eğitim, sorumluluk ve kişilikle şekillenebilir.
Hz. Hatice hem duygusal destek sağlayan hem de gerektiğinde çözüm üreten bir figürdür.
Hz. Muhammed ise toplumdaki sorunları yalnızca “teknik bir problem” olarak görmeyen, insan davranışlarını ve ahlaki sonuçları önemseyen bir kişilik olarak karşımıza çıkar.
Yani mesele “erkek böyle, kadın şöyle” değil.
Mesele, farklı insanların aynı kriz karşısında farklı yeteneklerini ortaya koyabilmesi.
Bugün bir ekip çalışmasında da aynı şey geçerli. Birisi “Planı çıkaralım” der, diğeri “Önce herkesin ne hissettiğini anlayalım” der. Üçüncü kişi “İkisini de yapmadan toplantı bitmez” diyebilir.
Varaka b. Nevfel: Konunun İlginç Halkalarından Biri
Hz. Hatice’nin Hz. Muhammed’i ilk vahiyden sonra götürdüğü Varaka b. Nevfel de bu konu açısından dikkat çekicidir.
İslam öncesi dönemde tek Allah inancını arayan kişiler arasında adı geçen Varaka’nın Hristiyanlıkla da ilişkisi olduğu ve İbranice bildiği aktarılır. İlk vahyin ardından Hz. Muhammed’in yaşadıklarını dinlediğinde bunun vahiy olabileceğini ifade etmiştir. Diyanet Hadislerle İslam
Burada yine önemli bir ayrım ortaya çıkıyor.
“Hanîf” kavramı ile “Hristiyanlık” kavramını birbirinin yerine koymamak gerekir.
İslamî kaynaklarda Hanîfler genellikle Yahudilik ve Hristiyanlığın dışında, Hz. İbrahim’in tevhid inancını arayan kişiler olarak anlatılır. Ancak bazı kişilerin farklı dinî çevrelerle temas kurması veya sonrasında farklı inançlara yönelmesi mümkündür.
İslam öncesi Arabistan, modern bir apartman yönetimi kadar düzenli değildi. İnsanlar seyahat ediyor, farklı kültürlerle karşılaşıyor, din adamlarıyla konuşuyor ve çeşitli inançları tartışıyordu.
Dolayısıyla dönemi tek renkli bir tabloya çevirmek doğru olmaz.
“Hz. Muhammed O Zaman Müslümandı” Demek Doğru mu?
Bu soruya cevap verirken “İslam” kelimesinin hangi anlamda kullanıldığı belirleyicidir.
Eğer “Hz. Muhammed, kendi peygamberliğiyle başlayan son ümmetin dinî hükümlerini daha vahiy gelmeden uyguluyordu” anlamında soruyorsak, böyle söylemek doğru olmaz.
Fakat “Allah’a teslimiyet, tevhid ve Hz. İbrahim’in inanç çizgisi” anlamında kullanılıyorsa, İslamî düşüncede peygamberlerin ortak tevhid çizgisiyle bağlantı kurulabilir.
Nitekim TDV kaynaklarında Hanîfliğin, peygamberlerin tebliğlerinde ortak olan tevhid esaslarıyla ilişkili olduğu ve Hz. Muhammed’in tebliğ ettiği İslam’ın bu çizgiyi devam ettirdiği açıklanır. İslam Ansiklopedisi+1
Bu yüzden “İslam’dan önce hangi dine inanıyordu?” sorusuna verilecek en sağlıklı kısa cevap:
“İslamî kaynaklara göre Hz. Muhammed putperest değildi; peygamberlikten önce Hz. İbrahim’in tevhid inancına, yani Hanîf çizgisine yakın bir hayat sürüyordu. Ancak bunu bugünkü anlamıyla ayrı ve kurumsal bir ‘Hanîf dini’ şeklinde düşünmemek gerekir.”
Peki Bu Konu Neden Bugün Hâlâ Önemli?
Bence asıl ilginç taraf burada başlıyor.
Çünkü Hz. Muhammed’in peygamberlikten önceki hayatını düşündüğümüzde yalnızca geçmişte kalmış bir din tarihini konuşmuyoruz.
Şunu da soruyoruz:
İnsan yanlış gördüğü bir alışkanlığı toplumun tamamı yapıyor diye benimsemek zorunda mıdır?
Bir başka soru:
Çevremizde herkes aynı şeyi düşünürken kendi vicdanımızın sesini ne kadar dinleyebiliyoruz?
Bir diğeri:
Bir inanç veya düşünceyi gerçekten anlamak için onun tarihî şartlarını bilmek ne kadar önemli?
Hz. Muhammed’in peygamberlik öncesindeki hayatı, İslamî anlatıda tevhid, ahlak, güvenilirlik, adalet ve tefekkür kavramlarıyla birlikte düşünülür.
Onun toplumdan tamamen kopmuş bir insan olduğunu söylemek de doğru olmaz. Ticaret yaptı, insanlarla ilişkiler kurdu, aile hayatı yaşadı, toplumun içinde bulundu. Fakat aynı zamanda dönemin putperest uygulamalarından uzak durduğu ve tefekküre yöneldiği aktarılır. İslam Ansiklopedisi
Bu, aslında oldukça dengeli bir insan profili ortaya çıkarıyor:
Ne dünyadan tamamen elini eteğini çekmiş biri…
Ne de toplum ne yapıyorsa onu sorgulamadan yapan biri.
Sonuç: “Dini Neydi?” Sorusunun Cevabı Tek Kelimeden Biraz Daha Uzun
Hz. Muhammed’in (s.a.v.) peygamberlikten önceki dinî hayatını anlamanın anahtarı Hanîf ve tevhid kavramlarında bulunuyor.
İslamî kaynaklara göre o, putlara tapmamış; Hz. İbrahim’in Allah’ın birliğine dayalı inancıyla uyumlu bir çizgide yaşamış ve peygamberlikten önce özellikle tefekkür ve inzivaya önem vermiştir. Bununla birlikte “Hanîf” kavramını günümüzdeki mezhep veya kurumsal din anlayışıyla birebir özdeşleştirmek doğru değildir. İslam Ansiklopedisi+1
Belki de bu konunun en güzel tarafı şu:
Bir insanın hakikati arayışını anlamak için sadece “Hangi etiketi taşıyordu?” diye sormak yetmiyor.
Bazen daha önemli soru şudur:
“Neye inanmayı reddetti ve neyi bulmaya çalıştı?”
Hz. Muhammed’in peygamberlik öncesi hayatı açısından bakıldığında bu soru bizi doğrudan tevhid, ahlak ve hakikat arayışının merkezine götürüyor.
Ve açıkçası tarih boyunca insanlığın en zor sorularından biri de hâlâ aynı:
Herkes bir yöne giderken, insan doğru olduğuna inandığı yönü nasıl bulur?